Rupert Grint ve Emma Watson

Rupert Grint ve Emma Watson İlk Türkiye Fan Sitesi
 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Sinema Dergisi HP ve Ölüm yadigarları 1 Eleştirisi

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
alessia
Moderatörler
Moderatörler
avatar

Mesaj Sayısı : 72
Kayıt tarihi : 17/11/10
Yaş : 29

MesajKonu: Sinema Dergisi HP ve Ölüm yadigarları 1 Eleştirisi   Salı Ara. 07, 2010 12:31 pm

HP ve Ölüm yadigarları:Bölüm 1
Aradığınız yanıta şuan ulaşılamıyor!

Yani Potter filminde önceki altı filmde görmediğimiz birçok şey oluyor. Ezeli kötülük timsali Voldemort'un filmin ilk dakikalarında uzun uzadıya boy göstermesi bunlardan sadece biri. Voldemort entrikayı olduğundan daha karmaşık ve karanlık gibi göstermeye çalışsa da "Harry Potter'ı bizzat öldürmem lazım!" diyerek baklayı ağzından çabuk çıkarıyor. Tüm meselenin bundan ibaret olmadığını söyleyin lütfen.

Yazar J.K.Rowling'in kağıt üzerinde daha ulvi ve çetrefilli amaçları olabilir, temelde daha grifit bir olay örgüsü kurgulamış da olabilir, ama serinin sonuna bu kadar yaklaştığımız halde, diğer altı film boyunca benimsenen tavırda hiçbir değişiklik olmadığını görmek öyle az sinir bozucu değil. bu filmde de geniş çerçeveden bakıldığında, tüm entrika hala "iyi büyücüyü öldürmek isteyen kötü büyücü"den ibaret gibi görünüyor. Üstelik, hikayenin sonuna sadece iki buçuk saat kadar uzak olmamıza rağman, soruları yanıtlamaya tenezzül eden hiçkimse çıkmıyor! Hala!

Çoksatar uygulamalarındaki yaygın hata birkez daha geçerli. "Ölüm Yadigarları" bir bütün olarak seyircinin kitabı yada kitapları okumuş olduğu varsayımı üzerinde şekillendirilmiş. Bir Potter filminde rastlamadığımız kadar kasvet ve dramatik açılış sekansları dizisinde tehlikenin ne olduğunu kitabı okuyanlar daha iyi biliyorlardır muhtemelen. Evet, muggle'lar bir soykırımla karşı karşıya; ancak herkesin tası tarağı toplayıp biryerlere kaçması durumu nasıl değiştiriyor, çözmek mümkün değil. Hermione'nin ailesinin hafızasını silecek kadar ileri gitmesi, o büyük fedekarlığı göstermesi, kötü niyetlilerin hafızasını silmedikten sonra ailesini tehlikeden nasıl uzak tutuyor, bunu da anlamak mümkün değil.

Voldemort’un büyü bakanlığındaki iktidarı kademe kademe ele geçirmesi, tüm insanlık için büyük bir tahdit mi, yoksa sadece kendi türdeşlerini mi ilgilendiriyor, bu da yanıtlanmıyor. Potter, kitabı okumayanlar olarak ne olduğunu bilmediğimiz o büyük bulmacanın parçalarını toplamakla meşgul hala. Finalin ikinci perdesini görmeden karar vermek pek sağlıklı olmaz, ancak manzaranın şu haline bakınca, film üzerindeki Potter, lafı sürekli geveleyen devasa bir tekerleme, devasa bir bulmacadan başka bir şey değil gibi görünüyor. Düşünün, tam 8 yıldır, yılda bir kez 120 dakika ya da daha fazla dakika boyunca, perdeden size sürekli tekrarlanıp duran, bilmeceli bir tekerleme var. Bu noktadan sonra insan artık yanıtı duymaya da korkuyor.

En azından anlamsız bir görüntü yığınından ibaret, ruhsuz ve niteliksiz “melez prens” e kıyasla çok daha iyi bir film var karşımızda. Hermione ile Potter arasında geçen, “Matrix Reloaded” ın seks sahnesinden bu yana fantastik dünyanın gördüğü en gülünç ve en şapşal dans sahnesini saymazsanız, ilk dakikasından son dakikasına kadar tonunu koruyor, sıkı örülmüş bir gerilim duygusuyla ilerliyor, yani en kaba tabiriyle sürükleyici olmayı başarıyor. Esas karakterlerin sürekli zamanla yarıştığı ve bu arada her yandan ölüm tehditlerinin fışkırdığı düşünülürse şaşırtıcı değil. Ölümle burun buruna gelen kahramanlarını son anda kurtaran sihirli yazar değneği de olmasa, serinin en yetişkin işi filmi de sayılabilir. Yalnız Hollywood’un bu karakterlerin ergen olduklarını kabullenmeye pek niyeti yok, onları yetikin olarak görmeye de. Öpüşme sahnelerinde kamera hala bakışlarını kaçırıyor, dikkat edin. Seks hayali ise yalnızca “Voldemort özü”nün yarattığı bir kötülük temsilinden başka bir bir şey değil. Kulağa pek sağlıklı geliyor.

Kahramanların zamanla yarışarak oradan oraya ışınlanması, hiç değilse sanat tasarımı açısından, akılda kalıcı mekanlara konuk olmamızı sağlıyor, hikayenin sarkmasını da önlüyor. Ama zamanla yarışmak da mekan değişiklikleri de, zorlukla mücadele etmek de, cafcaflı bir gösterişten başka bir şey değil. Dışı küçük içi büyük, hatta devasa çadır, Hermione’nin gerekli her şeyi barındıran dipsiz çantası, kahramanları çocuksu sihir konforundan hiç mahrum bırakmıyor. Ron’un ölümcül yarası mı? Nasıl olsa çaresi var. “Ölüm Yadigarları”nın en büyük sıkıntısı, kötülüğün ve kötü yazgının cazibesinden bir türlü vazgeçemediği halde, art arda birçok talihsizliği sıralamsına rağmen, kahramanlarını sonsuz bir konfordan mahrum etmemesi.

Kahramanları şehrin göbeğinde sıradan insanların arasında ilk kez görüyoruz, bir kafede sıcak çatışma da yaşanıyor. Hep eksikliğini çektiğimiz bu sahneler onları daha insani karakterler haline getirmiyor. İnsan kılığın girmiş birer uzaylı gibiler.

Potter’ın tuzak olduğunu bile bile doğduğu sokağa geri dönmesi, onu devasa bir yılanla kapışmaya hazırlayan upuzun ve gereksiz bir girişten, bir dolgu malzemesinden başka bir şey değil. Aksiyon söz konusu olduğunda Yates’in denetimini kaybettiğinin birçok göstergesi, bu bölümde mevcut. Karakterler çoğu kez tehlikeli bir durumdan (örneğin Potter’ın gövdesine sarılan bir pitondan) nasıl kurtulduklarını diyaloglarla açıklama gereği duyuyorlar. Açıklamazlarsa, Yates’in gösterdikleriyle yetinmek ve hayal gücünüzü çalıştırmak zorundasınız. Tıpkı Ron’un Potter’ı gölden nasıl kurtardığını uzun uzadıya açıklaması gibi. Bu tavır, gösreceğnine anlatmayı yeğleyen yerli filmlerimizden çokça tanıdık geliyor aslında.

Kerem Sanatel
Filmin yıldızı 3(5 üzerinden)
Kaynak:sinema dergisi Aralım sayısı

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Sinema Dergisi HP ve Ölüm yadigarları 1 Eleştirisi
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Rupert Grint ve Emma Watson :: Harry Potter :: Harry Potter Filmleri-
Buraya geçin: